ÖZEL GÜVENLİĞİN ZOR VE SİLAH KULLANMA YETKİSİ
Yazan: Alper UZUNGÜNGÖR
Özefe Özel Güvenlik
Kurucu Ortak- Yönetici
Başbakanlık Makamınca 06.05.2008 günü Adalet Bakanlığının hazırladığı Ceza İnfaz Kurumları Dış Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısı TBMM Başkanlığına gönderilmiştir.
Tasarı, ceza infaz kurumlarında dış güvenlik hizmetlerinin Jandarma Genel Komutanlığından, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne devri, bu aşamadan itibaren dış güvenlik hizmetlerinin uzman personel ([i]) tarafından yerine getirilmesi, hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi için personeli atama, görev, yetki ve sorumlulukları, çalışma esas ve usulleri, zor kullanma yetkisi ile silah, araç ve gereç temini ile diğer hususların düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Tasarıdaki düzenlemelerden dış güvenlik görevlilerinin görev ve yetkileri başlıklı 5, zor kullanma yetkisi başlıklı 7, silah taşıma, bulundurma ve kullanma yetkisi başlıklı 8,9 ve 10 ncu maddeleri ilgi ve dikkatimizi çektiğinden özel güvenlik hizmetlerine dair yasasın benzer düzenlemeler için öngördüğü hususlarda karşılaştırmalı değerlendirme yapma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Çünkü özel güvenlik sektör temsilcilerinin sorun olarak görüp üzerinde durduğu konular arasında özel güvenlik görevlisinin yetkileri de bulunmaktadır.
Üç yıldır özel güvenlik görevlilerin zor ve silah kullanma yetkisi üzerinde duruyor, 5188/7 (k) maddesindeki zor kullanma yetkisinin görev yapılan yerin niteliğine göre sınırlandırılmasını engel kabul ediyoruz. Görev yapılan yer ister özel mülkiyete ister kamuya ait olsun zor ve silah kullanma yetkisine başvurulmasında ve sonrasında görevliler, işverenler ve vatandaşlarımız arasında sorunlar yaşanmakta, ortaya çıkan kaygı, risk, tartışma, tehdit ve tepki gibi sonuçlar çeşitli baskı ve etkilere neden olmaktadır.
Bu soruna çözüm getirecek yöntemler üzerinde çalışırken, Ceza İnfaz Kurumları Dış Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısını da inceleme imkânımız oldu. Tasarının zor kullanma yetkisi başlıklı 7.maddesinin getirdiği düzenleme aşağıdaki şekildedir.
1- Dış güvenlik görevlileri, bu kanunla veya diğer kanunlarla verilen görevleri yaparken, direniş, firar, firara teşebbüs, ayaklanma veya asayişi bozan benzeri olayların ortaya çıkması halinde, bu olayların önlenmesi, saldırının veya saldırıda bulunanların etkisiz hale getirilmesi, direnişin kırılması amacıyla veya kanuna uygun bir emrin ifası sırasında aktif veya pasif direniş gösterilmesi halinde zor kullanmaya yetkilidir.
2-Zor kullanma yetkisi kapsamında asayişi bozan olaylar veya direnmenin kapsam ve derecesine göre asayişi bozanları veya direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan oranda bedeni kuvvet veya maddi güç kullanılabilir.
3-Zor kullanmadan önce, ilgililere asayişi bozan tutum ve davranışlarına ya da direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı uyarısı yapılır. Ancak asayişi bozan olayların veya direnmenin niteliği, kapsam ve derecesi göz önünde bulundurularak, uyarı yapılmadan da zor kullanılabilir.
4-Dış güvenlik görevlileri, zor kullanma yetkisi kapsamında asayişi bozan olayları sona erdirmek veya direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla, kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak toplu kuvvet kullanılarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden görevlilerin en üst amiri tarafından takdir ve tayin edilir.
5-Dış güvenlik görevlileri, kendilerine, kuruma, nakil aracına, hükümlü ve tutuklulara veya diğer görevlilere yönelik bir saldırı karşısında zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunurlar.
Görüldüğü üzere dış güvenlik görevlilerinin kanunlarla verilen görevleri yaparken bu maddede yazılı hallerin ya da asayişi bozan bir olayın ortaya çıkması durumunda, bu hallerin önlenmesi veya direnişin etkisiz kılınması amacıyla hangi şartlarda zor kullanma yetkisini haiz olduğu anlaşılır bir şekilde ifade edilmiştir.
Tasarının bir de Meclis genel kuruluna geleceği ve burada amaca daha da uygun şekilde belirginleşeceği kesindir.
Örnek teşkil etmesi ve karşılaştırma yapılması bakımından Ceza İnfaz Kurumları Dış Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısında yer verilen silah kullanma yetkisi ve bu yetkinin kullanılacağı durumlar başlıklı 9 ncu maddesini de aşağıya çıkarttım.
9 ncu maddeye göre dış güvenlik görevlileri;
a-Meşru savunma hakkının kullanılması,
b-Bedeni kuvvet veya maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği asayişi bozan bir olay veya direniş karşısında, bu olayın önlenmesi ya da direnişin kırılması,
c-Hükümlü ve tutuklunun, kurumdan veya nakil ve sevk sırasında bulunduğu yerden kaçmaya kalkışması ya da bu maksatla saldırıda bulunması,
ç-Korumakla görevli oldukları kurum, yer, tesis, araç ve silaha karşı saldırıda bulunması veya kendisine teslim edilmiş kişilerin kaçırılmaya kalkışılması, bunlara karşı vuku bulacak saldırıyı başka türlü savuşturma imkanının bulunmaması,
d-Tecavüze veya karşı koymaya elverişli silahların veya aletlerin kurum personeline teslimi emredildiği halde, emrin ısrarla yerine getirilmeyerek direnişte bulunulması veya teslim edilmiş silah ve aletlerin zorla tekrar alınmasına teşebbüs edilmesi,
e-Kurumlarda bastırılamayan kavga, kargaşa, direnme ve ayaklanma çıkması hallerinde
silah kullanmaya yetkilidir.
Tasarının 10. Maddesinde ise silah kullanılmasında uyulacak esaslara ilişkin düzenlemeler yer almış ve aşağıdaki şekilde sınırlama getirilmiştir.
1-Bu kanun ve diğer kanun hükümlerine göre silah kullanılmasında aşağıda sayılan ilke ve esaslara uygun olarak hareket edilir.
a-Saldırı veya tehlikenin defedilmesinde ölçülülük ve orantılılık ilkesi göz önünde bulundurulur.
b-Silah kullanmada, olayın ve durumun özellikleri göz önünde bulundurularak; savunmaya ilişkin aletlerle önleyici ve etkisiz duruma getirici yöntem ve araçların kullanılmasına öncelik verilir. Daha sonra ateşli silahların hedefe yönlendirilmesi safhasına geçilir.
c-Ateş etmek silah kullanmada son çaredir.
2-Dış güvenlik görevlisi, silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak eylemine devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen eyleme eyleme son verilmemesi halinde, kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçü ve oranda ateşli silah kullanılabilir.
3-Dış güvenlik görevlisi, görevi sırasında kendisine karşı silahlı saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçü ve oranda duraksamadan ateşli silah kullanabilir.
4-Bu kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen hallerin, terör suçlarından veya kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurma veya yönetme suçundan ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bir suçtan hükümlü veya tutuklu olanlar tarafından gerçekleştirilmiş olması durumunda, “dur” çağrısına uyulmaması veya silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde, dış güvenlik görevlileri, tehlikeyi etkisiz kılabilecek ölçü ve orantıda, doğrudan ve duraksamadan hedefe karşı ateşli silah kullanmaya yetkilidir.
Dış güvenlik görevlileri için tanınan silah kullanma yetkisinin mahiyeti ve sınırları da o kadar iyi hazırlanmış ki -çeviri dahi olsa bilmiyorum- uygulamada karşılaşılabilecek herhangi bir tereddüt ve anlaşmazlık kalmamıştır.
Özel güvenlik sektöründe ise işverenler, temsilciler, uzman eğiticiler ve çalışanlar özel güvenlik hizmetlerini düzenleyen 5188 sayılı yasanın 7nci maddesinde sayılan yetki hukukunun görev alanına göre ayrıştırıldığını düşünmektedir.
Şöyle ki özel güvenlik görevlisine 5188/7 (k) maddesi ile Medeni Kanunun 981nci maddesine gönderme yapılarak özel mülkiyete ait mal/eşya güvenliğinin sağlanması ve özel koruma isteyen özel kişilerin korunması sırasında zor kullanmaya cevaz verilmiş, özel güvenlik ile kamu güvenliği arasında bir ayrım takdir edilmiştir.
Hâlbuki güvenlik hizmetleri iç-dış, özel-genel diye bölünebilse de, kamu düzenin, bireysel, toplumsal ve milli menfaatlerimizin her türlü tehdide karşı korunması ve kollanması kapsamında bir bütündür. Bu anlamda özel ve genel arasında hizmetin verileceği yerin niteliği ve görev alanına göre yetki sınırlamasına gidilebilir. Fakat yetkiyi sınırlamak yerine yetkiyi ayırmak elzem sonuçlar doğurur.
Nitekim 5188/7 (k)’ya göre özel mülkiyete ait alanda görev yapan özel güvenlik görevlisinin Medeni Kanuna göre zor kullanma yetkisine sahip olduğu, kamuya ait yerlerde çalışan özel güvenlik görevlisinin ise zor kullanma yetkisine sahip olmadığı söylenmektedir.
Antalya İlinde özele ait bir bankada meydana gelen soygun olayı sırasında özel güvenlik tarafından Medeni Kanuna göre başvurulan zor kullanma yetkisini, soruşturmanın hazırlık safhasında olması ve mahkemeyi etkilememek için incelemiyoruz. Eğer banka kamuya ait ve meşru savunmanın hukuki şartları doğmamış olsa idi bir kez daha tartışma ortamına girecek, 5188’ in sözü yorumlar ile değişiklik gösterebilecekti.
5188/7 (k) maddesinin “ ...Türk Ceza Kanununun 24 ve 25 inci maddelerine göre zor kullanma” şeklindedir. Burada özel güvenliğe özel bir yetki tanınması söz konusu değildir ([ii]). TCK/25’teki meşru savunmaya bağlı zor kullanma herkes için geçerli bir haktır ([iii]). Zaten yeni TCK, özel güvenlik hizmetlerine dair yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yayınlanmış, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasındaki 25 nci madde ile meşru savunma hali oldukça genişletilmiştir. Eski TCK’nın 49 ncu maddesindeki düzenleme cana ve ırza yönelik saldırılar dışında mala karşı saldırılarda meşru müdafaayı kabul etmiyordu.
Kamunun can ve mal güvenliğini sağlamanın devletin en önemli görevlerinden birisi olduğu, özel güvenliğin ise önleyici kolluk hizmetlerini kısmi ve sınırlı tedbirler ile yerine getireceği konusunda hemfikiriz. Ancak zor kullanma yetkisinde korunan yerin özele veya kamu ait olmasına göre yapılan ayrıştırma hukuk dışı sonuçlar doğurmaktadır.
Bugün stratejik ve kritik öneme haiz yerlerde üç bine yakın uzun namlulu, otuzbeşbine yakın kısa namlulu toplam otuzsekiz bine yakın ateşli silahla kişi koruma hizmetleri yanı sıra hava meydan ve limanları, deniz limanları, baraj, enerji santralleri, rafineri, enerji nakil hatları, radyolink istasyonları, akaryakıt nakil-depolama-yükleme tesisleri, ören yeri ve bankalarda görev yapıldığı dikkate alındığında özel güvenlik görevlisinin meşru savunma dışında silah kullanma yetkisinin olmayışı bizleri yeni bir düzenlemeye zorlamaktadır.
Mevcut düzenlemeler ateşli silah temin etme, taşıma, bulundurma, devir ve teslimle ilgilidir. Bir olay esnasında silah kullandığı için suçun şüphelisi ile birlikte gözaltına alındıktan sonra tutuklanan özel güvenlik görevlilerine dikkatinizi çekerim.
Özel güvenlik görevlisinin silah kullanma yetkisiyle ilgili bakış açısını biraz gerilere giderek açıklayalım.
1981 yılında yürürlüğe giren Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı 18 maddeden müteşekkil madde gerekçeleri ile birlikte 10.02.2004 tarihinde TBMM’ne sunulmuştur. Tasarı İçişleri komisyonuna havale edilmiş ve gündeme alınarak bir alt komisyona gönderilmiştir. Alt komisyonda çalışmalar devam ederken “Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi” havale edilmiş, İçişleri, Adalet ve Maliye bakanlıkları ile ilgili sektör temsilcilerinin de katılımıyla teklif ve tasarı görüşüldükten sonra kanun teklifinin görüşmelere esas alınması kararlaştırılmıştır.
Kanun Teklifi ile “özel güvenlik” konusuna 2495 sayılı Kanundan farklı bir yaklaşım getirilmiş, özel güvenlik ile kamu güvenliği arasında ayrım yapılmış, özel güvenlik özel alana bırakılmış, neticede alt komisyon kanun teklifi ile gerekçesini kabul ederek raporunu İçişleri komisyonuna sunmuştur. Süreçte Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi; 10.06.2004 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 07.10.2004 tarihili Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
5188 sayılı kanunun özel güvenlik görevlisine tanıdığı yetkilerin yer aldığı 7 nci maddesine ait gerekçe “özel koruma ve güvenlik görevlilerine, koruma ve güvenlik hizmetlerinin gerektirdiği yetkiler tanınmış ve maddede bu yetkiler sayılmıştır.” şeklinde oldukça kısa yazıldığından uygulamada sorunlara kaynak olmuştur.
Buna karşılık mülga 2495’e ait kanun tasarısında yer alan“özel güvenlik teşkilatı personeli, görev alanı içerisinde bu Kanunla verilmiş görevlerini yaparken silah taşıma ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununa göre silah kullanma yetkisine sahiptir.” şeklindeki düzenleme askıda kalmıştır.
Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun hazırlanırken yetki konusunda neden bu kadar sınırlı davranılıp hizmet verilen yerin niteliğine göre yetki ayrışması yapıldığını alt komisyon raporunda yer alan “ kamu güvenliği özelleştirilemeyecek kadar önemlidir. Güvenliğin özelleştirilmesiyle kamu düzeninin ciddi biçimde tehlikeye girebileceği, bu nedenle yapılacak düzenlemelerde son derece hassas davranılmalıdır.” ifadesinde saklı olan endişelere bağlamak mümkündür.
Ancak başlangıçta sadece özel alanda devletin kontrol ve gözetiminde önleyici kolluk hizmetleri ile faaliyet sürdürmesi öngörülen özel güvenlik şirketlerinden devletin hizmet satın almaya başlaması hepimizi bu önerileri gerçekleştirmeye zorlamaktadır.
Günümüzde özel güvenliğin güvenlik boyutu ön plana çıkmış, sadece özel alanda özel güvenlik değil, Türkiye’nin her karış toprağında, her kurumunda ve her tesisinde önleyici kolluk hizmeti verilmeye başlanmıştır.
Çünkü özel güvenlik sektör temsilcileri, işverenler ve çalışanları rüştünü ispat etmiş, kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyette önleyici kolluk hizmetlerinde güven telkin edeci hukuki ehliyete sahip olduğunu göstermiştir. Aramızda olup bu değerlendirme kapsamında yer almayanların da kısa bir süre sonra sektörden çekilip kendi sahalarına dönecekleri gün yakındır.
Bu bakımdan zor ve silah kullanma yetkisine dair önerilerimizin dikkate alınacağına inanıyoruz.
-------------------------------------------------------------------------------------------
[i] Tasarının 3/c maddesinde; Dış Güvenlik Görevlisinin, Ceza İnfaz Kurumu Müdürü ile dış güvenliğin sağlanmasında görevli ceza infaz kurumu müdür yardımcısı, infaz uzmanı, infaz uzman yardımcısı, infaz ve koruma şefi, infaz ve koruma memuru ile teknisyen ve şoför gibi görevliler olduğu belirlenmiştir.
[ii] Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90 ncı maddesi herkesin işlenmekte olan bir suçun şüphelisini yakalayabileceğini düzenlemiştir. Dolayısıyla 5188/7 (c)’de özel güvenliğe ait özel bir düzenleme değildir.
[iii] TCK/24’ten kaynaklanan yasal boşluğu bir önceki makalemizde anlatmıştık.