TÜRKİYE’NİN KIDEM TAZMİNATI SORUNU VE
ÖZEL GÜVENLİĞE ETKİLERİ…
Alper UZUNGÜNGÖR
Özefe Güvenlik/Kurucu ortak-Yönetici
Kamu ve özel sektörde hizmetlerin yerine getirilmesi belirli ilkeler çerçevesinde oluşturulan birimlerde çalışanlar tarafından sağlanır. Bu birimlerdeki görevlilerin ödev, hak, yüküm ve sorumlulukları, aylıkları ve diğer özlük işleri çeşitli kanunlarla düzenlenmiştir.
|
2006 |
Kişi/Bin |
|
Nüfus (15 +) |
51.668 |
|
İşgücü arzı |
25.931 |
|
Çalışan nüfus |
23.548 |
|
Kayıt Dışı |
11.464 |
|
İşsiz |
2.123 |
|
Kaynak TÜİK |
|
Toplam iş gücü arzının ([1]) %8’ini oluşturan iki milyona yakın devlet memuru kamu sektör birimlerinde 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’na tabii çalışırken Türk Ticaret Kanunundaki hükümlerle göre kurulup işletilen ve SSK kapsamındaki 2 milyona yakın işyeri çalışan nüfusun %80’ni istihdam eder.
Ticarethane yahut şirket statüsündeki bu işyerlerinde çalışan ücretli işçiler 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 Sayılı İş Kanunu hükümlerine tabidir. Kamudaki sürekli ve geçici işçiler de bu mevzuata bağlıdır. Ayrıca basın ve denizcilik sektöründe çalışanlar için Deniz İş Kanunu ile Basın İş Kanunu söz konusudur.
Ülkemizde özel sektör işkollarındaki istihdamın maliyeti, prim oranları ve vergi yüksekliği bakımından dünya rekorudur. Bu durum kayıt dışı istihdamın en önemli sebebidir. İstihdamın üzerinde işçi ve işveren payı olarak; brüt asgari ücretin yüzde 42’si, net asgari ücretin de yüzde 70’i oranında bir yük vardır. Bu yük kıdem tazminatı ile birlikte 10 puan daha artmaktadır.
Geçmiş hükümet dönemlerinde istihdamın üzerindeki idari ve mali yüklerin azaltılacağı belirtilmişse de bugüne kadar bir gelişme yaşanmamıştır. 60 ncı hükümetimizin programında da bu soruna çözüm getirecek “istihdam paketi” ne yer verilmiş, istihdamın üzerindeki mali yükün hafifletileceği konusu yetkililerce kamuoyuna açıklanmıştır.
İstihdam paketindeki düzenlemeler arasında İş Kanunu ile birlikte kıdem tazminatına yer verilmeli, uzun yıllardır istihdam sorunu olan kıdem tazminatı müessesesi artık, sigortalı çalışan milyonların hayalini gerçekleştirecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Çünkü işsizlik sigortasının([2]) henüz yürürlüğe girmediği dönemlerde işçinin işten çıkarılması ve uzun süre işsiz kalması halinde ekonomik koşullarının zayıflayacağı düşüncesiyle sosyal bir olgu olarak değerlendirilen kıdem tazminatı müessesesi; bugün istihdam yaratılmasını engeller bir nitelik kazanmış, işten çıkarmaların ve kayıt dışının en önemli nedenlerinden birisi olmuştur.
İş hukukumuzda yürürlüğe girdiği 1936 yılından bugüne kadar onbir ayrı kanunla değiştirilen kıdem tazminatı müessesesiyle ilgili en son 22.05.2003 tarihinde kabul edilen 4857 Sayılı İş Kanunu’nun geçici 6. Maddesinde “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun önündeki boşluğu önlemek amacıyla 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesi saklı tutularak kıdem tazminatı fon kanununa ilişkin düzenlemeler oluşturuluncaya kadar işçiye işveren tarafından kıdem tazminatı ödenmesine devam edileceği kararı alınmıştır.
Kamu ve özel sektörde çalışan iki milyona yakın sendikalı işçi açısından kıdem tazminatı ödemesi bakımından bir sıkıntı yaşanmazken özel sektör iş yerlerinde sendikasız çalışan ve iş gücü arzının nerdeyse %70’ini teşkil eden oniki milyona yakın ücretli ile işveren arasında sorun yaşanmaktadır.
Bu işçilerin bir kısmı işini sürdürmek için kıdem tazminatı hakkından kanun hilafına sarfı-nazar etmekte, bir kısmı da bir yıllık süre dolmadan ya kayıt dışına razı olmakta ya da iş akdi fesih edilmektedir. İşveren ve işçi rızası ile gerçekleşen bu durumdan herkes kendi payınca zarar görmektedir.
Bu itibarla işsizlik sigortasının da zorlamasıyla kıdem tazminatı müessesesi tekrar gözden geçirilmelidir. Bizim önerimiz çalışan kesimin tamamının yararlanacağı “Kıdem Tazminatı Fonu Kanun Tasarısı Taslağı” nın bir an önce yasalaşmasıdır.
Fonun devreye girmesi ile birlikte çalışanların mağduriyeti ve kayıt dışı istihdam engellenecek, yoğun bir şekilde yaşanan tartışma ve uyuşmazlıklara son verilecektir. Hepsinden önemlisi sigorta kanununa tabi bütün işçilerimiz bu haktan yararlanarak emeklilik döneminde bir gelire kavuşturulacak, kıdem tazminatı yükü işverenlerden alınacaktır.
Kıdem tazminatını ikramiye, sigorta, ücret, tazminat ve iş güvenliği kavramlarından hiçbiri ile açıklamak mümkün değildir. Kıdem tazminatında bunların her birinden esintiler vardır. Tek başına bunların sadece biri ile anlatılamayacağı yolundaki görüş benimsenmiş ve sonuçta kıdem tazminatı iş sözleşmesinden doğmuş bir müessesedir şeklinde bir görüş ortaya çıkmıştır([3]). Kıdem tazminatının kendine özgü bir kurum olduğu, çalışma süresi içinde yıpranmanın karşılığı, birikmiş işgücü niteliğinde bir gelir olduğu şeklindeki görüş hepsinin ortak yanıdır.
Yargı kararlarına bakacak olursak 03.11.1948 tarihli bir kararda; “Tazminat hakkı iki tarafın arzu ve iradeleri nazarı itibara alınmayarak mücerret işçiyi himaye etmek ve bir dereceye kadar zaruret ve ihtiyaçtan kurtarmak maksat ve sebebine dayanmış olduğuna binaen” diyerek işçiyi himaye eden ve iki tarafın da iradesinden bağımsız bir hak olduğunu belirlediği görülecektir.
Hükümetimizin programında yer alan “istihdam paketi” çerçevesinde prim oranları üzerindeki mutabakat arayışlarının bugünlerde başlatılacağını duyuyoruz. İstihdamın üzerindeki idari ve mali yükün oranı; işveren sigorta primi (%18), sigorta risk prim oranı([4]), işveren işsizlik primi (%2), işçi sigorta primi (14), işçi işsizlik primi (% 1) ile gelir ve damga vergisinden oluşur. İşveren sigorta priminden, işsizlik sigortası fonu katkı payından ve işçi priminden alınacak yüzdelik paylar ile istihdamın üzerindeki yükün % 5-10 arasında azaltılması hedeflenmiştir.
Eğer istihdamın üzerindeki indirime konu payın (ki %10’undan az olmamalıdır) maaş bordrosu üzerinden kıdem tazminatı fonuna aktarılması gerçekleşirse bir taraftan prim yükü düşürülmüş, diğer taraftan bu oranda bir pay fona kanalize edilerek işgücü maliyeti korunacaktır. Bunun için 4857 sayılı yasanın öngördüğü Kıdem Tazminatı Fonu Kanun Tasarısı biran önce gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde oniki milyon ücretlinin 20 yıl sonra emeklilik döneminde bir gelire kavuşması konusundaki endişe hep var olacaktır.
Özel güvenlik sektöründe de yaşanan kıdem tazminatı sorunu çok sık personel değişikliğine sebebiyet vermektedir. Görev alanında ve görevde uzmanlaşmış özel güvenlik görevlileri başka iş kollarında, başka işverenlerle çalışmak zorunda kalmaktadır.
Özel güvenlik sektör işverenleri her yılsonunda istihdamını sağladığı her bir özel güvenlik görevlisinin bir yıllık hizmeti karşılığında bir aylık brüt maaş tutarı kadar kıdem tazminatı borçlanmaktadır. Sektörde 800’ün üzerinde şirket 20 bine yakın işyerinde 300 bin özel güvenlik görevlisini istihdam ediyor. Bunların 2,5 yıldır istihdam edildiği düşünülürse sektör işverenlerin kıdem tazminatı borç tutarının akıllara durgunluk verecek boyutta olduğu ortaya çıkacaktır. Kıdem tazminatı fon tasarısının kanunlaşmaması halinde özel güvenlik sektöründeki şirket sayısı beş yıl içinde %40, on yıl içinde de %75’lik bir azalış kaydedecek, şirket sahiplerinin bir kısmı ortalıktan kaybolurken bir kısmı da başka isimlere kurdurduğu yeni şirketler aracılığıyla yoluna devam edecektir.
Fon, kamuda taşeron firma adına çalışan özel güvenlik dâhil 1,5 milyona yakın ücretliyi ve işvereni böylesine yakından ilgilendiriyor. Kamuda hizmet sektöründe iş yapan yükleniciler ihale mevzuatındaki eksiklikler nedeniyle kıdem tazminatı ödeneğini asgari işçilik maliyetine yansıtamadan sundukları teklif fiyat üzerinden sözleşme imzalamaktadır. Hâlbuki kıdem tazminatı ödeneğine ait sorumluluk 4857/2-altıncı fıkra hükmü gereği alt işveren-asıl işveren ilişkisi nedeniyle müşterektir ve bu konuda mevcut bir Yargıtay kararı vardır. Uygulamada kazanılmayan paranın mali yükü altında kalmak istemeyen işveren, işçinin de rızası ile kanuna karşı hile yapmak zorunda kalmaktadır.
Hâlbuki kıdem tazminatı müessesesi her çalışanın hakkıdır. Ancak oniki milyona yakın ücretlinin bu haktan faydalanamadığı ülkemiz gerçeklerindendir. Kıdem Tazminatı Fonu’nun çalışma hayatına kazandırılması halinde kamu ve özel sektör birimlerinde çalışan işçilerin tamamı fon kapsamına alınarak emeklilik döneminde bir gelire kavuşturulması temin edilmiş olacaktır.
Yaşamda en önemli şey kayıplarımızdan kazanç sağlamaktır. Kıdem tazminatı konusunun “istihdam paketi” kapsamında meclis gündeminde olduğunu biliyoruz. Sendikaların da kıdem tazminatı fonunu kazanılmış hak kaybı şeklinde algıladığını, buna karşılık genel grev çağrısı yaptığını duyuyoruz.
Üçyüz bini özel güvenlik görevlisi olan oniki milyon ücretli ile iki milyona yakın işyeri sahibi işverenin yaşadığı mağduriyetin giderilmesinden kimse endişe duyamaz.
Kamu ve özel sektörde çalışan iki milyona yakın sendikalı işçi yapılmak istenen ve önerilen değişikliğin kıdem tazminatı müessesesini ortadan kaldırmadığını, her ücretlinin bu haktan faydalanmasını sağlayacak bir fon sistemi geliştirilmesini anlayacak ve desteleyecektir.
[1] İş gücü arzı: Bir ülkede ekonomik faaliyetlere katılmak üzere işgücü arz edenlerin toplam sayısıdır.
[2] 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu 08.09.1999 tarihinde 23810 sayılı R.G. de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
[3] ABBASGİL, Cengiz: İş Hukukunda Bütün Yönleriyle Kıdem Tazminatı ve Uygulaması, 1994, s:55
[4] Sigorta Risk Prim Oranı: Sigorta müdürlüğünden işin konusu tam olarak belirtilmek suretiyle öğrenilir. Özel güvenlik hizmetleri için %1,5’dur.