21. YÜZYILDA DEĞİŞEN GÜVENLİK ALGILAMALARI

 

Alper UZUNGÜNGÖR

Özefe Güvenlik/Kurucu ortak-Yönetici

 

20.yy. sonlarında soğuk savaş döneminin kapanması, küreselleşmenin([1]) ekonomik, kültürel ve siyasi boyutlarının çok ileri boyutlara varması, Avrupa Birliği’nin genişlemesine paralel olarak ortaya çıkan yeni sınırlar ve coğrafyalar, ABD’de 21.yy.ın ikinci yılında yaşanan terör saldırıları([2])  stratejik düşünceleri, askeri ittifakları, ekonomik ve siyasi ilişkileri derinden etkilemiştir.

 

Bu süreçte iki kutuplu güç dengesi dağılmış, karşılıklı tehdit yerini belirsizliğe bırakmış, bölgesel güçler potansiyel kazanmış ve savaş tehdidi artmış, terörizm ve kitle imha silahları yayılmış, insan, mal, para dolaşımı kolaylaşmıştır.

 

İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler bilgi ve istihbarat akışı ile psikolojik harekât yöntemlerine sınır ötesi kabiliyet kazandırmış, terör küreselleşmiş, kaçakçılığa konu her türlü madde suç grupları tarafından organize edilmeye başlanmıştır.

 

Bu sonuçların yarattığı endişeler kişi, kurum ve ülkelerde güvenlik algılamalarını değiştirmiş, önleyici savaş([3]), CSTO([4]), ŞİÖ([5]), AGSP([6]),  PNAC([7]), BOP([8])  BAB([9]), KEİB([10]) gibi çok sayıda askeri, siyasi ve ekonomik amaçlı kavram, kuruluş ve projeler ortaya çıkmıştır.

 

Bu nedenledir ki 21.yy.ın yedinci yılını geride bırakırken gelişmiş devletler, güvenlik ve savunma politikalarını her türlü tehdit ve risklerin etkisiz hale getirilmesi, etkin bir işbirliği kurulması, istifade edilebilecek fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi üzerine inşa etmektedir.

 

Aynı zamanda bu ülkeler sınırları dâhilinde suç ve suç örgütleri ile mücadelede görevlendirdiği kurumların teşkilat yapısını, donanım, kuvvet, görev, hedef ve yetkilerini değiştirmiş, suç önleme strateji, teknik ve tedbirlerini yeniden şekillendirmiş/şekillendirmektedir.   

 

Bu çalışmanın yönteminde geleneksel ve dışlanmış bir hizmet anlayışı ile suçun önlenmesi yerine, toplumun bütün katmanlarının suç ve suç örgütlerine karşı tedbir almasını sağlayacak, medya destekli, halk merkezli, devlet ve kurumlar arası işbirliği odaklı yeni güvenlik anlayışı geliştirilmiştir. İç Güvenlik Bakanlığı([11]), Europol([12]), Amsterdam Antlaşması([13]), Maastricht Antlaşması ([14]) buna örnek gösterilebilir.

 

Güvenlik ve savunma politikaları ile suç önleyici kolluk hizmetlerinde yaşanan değişim AB üyeliği yolundaki ülkemiz açısından da faklı değildir. Hürriyetler ile tedbirler arasındaki hassas denge gözetilerek kamu düzeni, kamu güvenliğinin korunması, suç ve suç örgütlerine karşı tedbir alınması, suç işlenmesinin önlenmesi kapsamında yasal alt yapının süratle tamamlanması çalışmaları başlatılmıştır.

 

Kaçakçılıkla Mücadele, Terörle Mücadele, TCK ve CMK gibi mevzuatlar yeniden yazılmış, Tanık Koruma Kanunu yürürlüğe girmiştir. “Toplum Destekli Güvenlik”  “Kent İzleme Sistemleri” gibi çok farklı açılım projeleri uygulamaya konulmuş, ithalat rejiminde sağlanan kolaylıklar elektronik güvenlik sistemlerinin girişini hızlandırmıştır.

 

Tüm bu gelişmeler “daha güvenli”, “daha huzurlu” ve “daha hür” bir yaşam alanı sağlamak için atılan adımlardır.

 

Ülkemizin suç önleyici kolluk tedbirleri bağlamında gerçekleştirdiği yasal düzenlemelerden birisi de hiç kuşkusuz ki 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’dur([15]). Kanunun 5, 10 ve 14. maddelerinde sırası ile özel güvenlik alanında faaliyette bulunacak gerçek/tüzel hukuk kişileri İçişleri Bakanlığının iznine tâbi tutulmuş, özel güvenlik görevlilerinde aranacak şartlar belirlenmiş ve bu kişiler için eğitim zorunluluğu getirilmiştir.

 

Böylelikle ticaret kanununa göre kuruluşunu tamamlayan güvenlik şirketleri, suç önleyici güvenlik tedbirlerini İçişleri Bakanlığının gözetim ve denetiminde özel güvenlik görevlileri vasıtasıyla yürütmeye başlamıştır.

 

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihin üzerinden üç yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen yaklaşık 20 bin işyeri kanun kapsamına alınmış, 900’e yakın özel güvenlik şirketi 300 binin üzerinde özel güvenlik görevlisini istihdam etmiş, iki yıl içerisinde de 100 bine yakın işyerinde 1 milyon kişinin çalışacağı tahmin edilmektedir.

 

Günümüzde özel güvenlik hizmetleri başta iş merkezleri, konaklama yerleri, sağlık kuruluşları, eğitim ve öğretim kurumları, müzeler, ören yerleri, toplu konut alanları, hava meydan ve limanları ile deniz limanları, metrolar, gar ve terminaller, sanayi ve ticari işletmeler olmak üzere baraj, enerji santralleri, rafineri, enerji nakil hatları, radyolink istasyonları, görüntü ve ses verici istasyonları, akaryakıt nakil, depolama, yükleme tesisleri, nehir, göl ve deniz kıyıları, orman alanları, her türlü spor müsabakaları, sahne gösterileri ve toplantıların yapıldığı açık ve kapalı mekânlarda yoğunlaşmıştır. Bu yerlerin tamamı hem ekonomik hem de sosyal bakımdan stratejik ve kritik önemde, hayati ve vazgeçilmez değerdedir.

 

Özel güvenlik kanun kapsamındaki işyeri/kurumun biri ekonomik açıdan değer kazanırken diğeri sosyal yönüyle öne çıkmaktadır. Bu bakımdan özel güvenlik hizmetinin sunum şekli birbirine benzemez. Toplu konut alanlarında sürdürülen özel güvenlik hizmeti ile sağlık kurumlarında yürütülen hizmet aynı amacı taşısa da uygulama farklıdır. Eğitim kurumlarındaki özel güvenlik ile hava medyalarında sürdürülen özel güvenlik hizmetinin önem ve değeri aynıdır. Müze ve ören yerlerindeki dünya mirası kıymetlerin korunması ile Menderes nehri ve kıyısındaki doğal yapının güvenliğini sağlamak aynı derecede sorumluluk, birikim, donanım, planlama ve yöntem gerektirir.

 

Özel güvenlik hizmetinde görev şekli o yerin niteliğine göre değişiklik gösterse de hangi tür tedbir ve tertipler ile görev yapılacağı, ne tür silah, kimyasal silah ve donanım kullanılacağı, fiziki ve elektronik önlemlerin neyi/neleri kapsayacağı, kontrol ve denetimin nasıl sağlanacağı bir şey ifade etmez. Çünkü belirlenecek yöntem İl Özel Güvenlik Komisyonunun kararı ile örtüşmeyeceğinden özel güvenlik hizmeti beklenilen seviyede yürütülemez.

 

Güvenlik hizmetinin genel kolluk kuvvetleri tarafından sağlanması gerektiğine itibar edenler ya da güvenliğin mali boyutunda yük almak istemeyenler cüz-i sayıda özel güvenlik görevlisi ile güvenliğin sağlanmasını talep edebilir, komisyon üyeleri de güvenlik hizmetinin değeri ve korunacak yerin niteliğine bakmadan talep yönünde karar verebilir. Hâlbuki komisyon üyeleri özel güvenliğin önemi ve taşıdığı değerin toplum güvenliği ile ülke ekonomisine katkısını çok iyi okumalı, korunacak yerin genel kolluğa uzaklığı, ulaşım yolları ve büyüklüğüne bakarken aynı zamanda belirli güvenlik standartlarını gözeterek karar almalı, aldığı kararı uygulatabilmelidir.

 

Ülkemizin hemen her köşesinde görev yapan özel güvenlik sektörü suç önleyici kolluk hizmetlerinde genel kolluğun iş yükünü hafifletmiş, kamu güvenliği harcamalarının bütçedeki yükünü azalmış, güvenliğe bakış açısını değiştirmiş, ekonomiye yeni girdiler katmış, devlete ek vergi geliri sağlamıştır. İstihdam edilemeyen nüfusun önemli bir kesimi bu sektörde çalışma hayatına kazandırılmış, mevzuatın öngördüğü, hukuka uygun önlemlerin alınması sonucu devlete, topluma, kişilere, mal ve eşyalara yönelik tehlike ve saldırılar engellenerek hayatın normal akışına ve kamu düzeninin korunmasına önemli katkılar sağlamıştır.  

 

Sadece Aydın ilindeki bir özel güvenlik şirketi 2007 yılı içerisinde görev yaptığı kurum ve kuruluşlar bazında yedi ayda 34 olaya müdahale etmiştir. Bunlar 12 hırsızlığı önleme, 4 buluntu eşya ve paranın teslimi, 4 yangın önleme, 1 bıçaklı saldırı önlenmesi, 2 kamu malına zarar verenlerin polise teslimi, 1 tehdit sanığının yakalanması, 1 şüpheli paket ihbarı, 1 sarkıntılık olayı, 2 gözetim altındaki hasta firarının engellenmesi ve 1 adet kaçak kazı olayı faillerinin jandarmaya teslimidir.

 

Dolayısıyla ülkemiz genelinde bir değerlendirme yapma imkânına sahip olsaydık özel güvenlik hizmetinde elde edilen başarı ile birlikte hizmetin aksayan yönlerini ve eksiklerini daha iyi görür, daha iyi anlatır ve neticede özel güvenlik kapsamına dâhil edilecek yerlerde gözetilecek güvenlik standartlarının belirlenmiş olurduk.

 

Üç yılda AB ülkelerinin tamamından daha fazla sayıda özel güvenlik görevlisi çalıştıran ve özel güvenlik şirketi bulunduran ülke durumuna geldik. Elektronik güvenlik sistemlerine yönelen ülkeler arasında ilkler arasında yer alıyoruz.

 

Toplumun güvenlik ihtiyacı büyüdüğü sürece özel güvenliğin sorumluluk alanı da büyüyecek, önem ve değeri artacaktır. Bu durumu değişen güvenlik algılamalarına, suçluluğun geçirdiği değişime, ev, işyeri ve sokak gibi kaynaklarda işlenen mala karşı suçların yoğunlaşmasına bağlayabiliriz. Sosyal yapımız, çarpık kentleşme, kültürel yabancılaşma, adaletsiz gelir dağılımı, belirli merkezlerde yoğunlaşan nüfus, gelişmişlik düzeyimiz, istihdam sorunu hem mala karşı işlenen suçları tetiklemekte hem de genel kolluğun her zaman ve her yeri kontrol etmesinin önünde engel oluşturmaktadır. Bu etkinin sonuca yansıması özel güvenlikte büyüme eğilimini koruyacaktır.  

 

Artık nüfusumuzun neredeyse tamamı doğrudan veya dolaylı bir şekilde özel güvenliğin görev alanındaki yerlerde şu veya bu şekilde bulunmakta, değişik tedbirlere ve sınırlamalara maruz kalmaktadır.

 

Tedbir veya sınırlamalar keyfi değil kamu düzeninin korunması ve kamu yararı çerçevesinde tehlikeyi uzaklaştırmak, güvenli bir yaşam ortamı yaratmak için ölçülü bir oran dâhilinde, anayasa kuralları ve 5188 sayılı kanun çerçevesinde yetki kullanımıdır.

 

Bu yetkiler bilgisayarlı ses ve görüntü kayıtları, çanta ve paketlerin emanete alınması, eşyaların X-ray cihazından geçirilmesi, ziyaretçi giriş kartı uygulaması, park edilen araçların kaydedilmesi, el detektörü ile üst ve eşyası araması, ateşli silah, kesici ve delici aletler ile yanıcı ve parlayıcı maddelerin kontrol altında tutulması, paket ve mektupların metal algılama detektöründen geçirilmesi, yiyecek maddeleri ve küçüklerin sağlık kurumlarına girişinin engellenmesi, şüpheli şahısların takip edilmesi ya da görev alanına girişlerinin engellenmesi şeklinde sıralanabilir.

 

Suç önleme hizmetlerini sadece genel kolluk kuvvetlerimizin ya da genel kollukla birlikte özel güvenlik görevlilerinin sürdürmesini beklemek kamu düzeninin devamı için şüphesiz yeterli gelmez.

 

Sivil yapının ve toplumun bütün katmanlarını suç ve suç örgütlerine karşı tedbirli olması şarttır. Konuya bu açıdan bakıldığında her kurum ve kuruluşun, hatta her bireyin kendi güvenliğini sağlamak veya en azından katkıda bulunmak yükümlülüğü bilincini taşıması gerekmektedir. 

 

Güvenliğin küreselleştiği, stratejik düşüncelerin, askeri ittifakların, ekonomik ve siyasi ilişkilerin değiştiği, suç ve suçluluğun organize olduğu günümüzde özel güvenliği istisnai, önemsiz, değersiz bir uygulama olarak görmek, özel güvenliğin olmadığı bir kamu güvenliği sistemini düşünerek güvende kalmaya çalışmak herkesi yanıltacaktır.

 

Her şey gibi Türkiye’de değişiyor...


 

01- Küreselleşme; ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel alanlarda özellikle ulaşım, iletişim ve diğer alanlardaki ileri teknolojik gelişmeler sayesinde dünya toplumlarının bütünleşmesi süreci şeklinde tanımlanmaktadır. Prof. Dr. Sadun AREN küreselleşme sürecinin doğal bir süreç olduğunu, temelinde de insanların yaşamlarını daha iyi, daha akla uygun düzenleme özlemi ve dürtüsü bulunduğunu düşünmektedir. Ayrıca küreselleşmenin temel sorununu şöyle izah etmektedir. “Küreselleşme insanların ulusal aidiyetlerini işlevsizleştirip onları yalnızlaştırır. Böyle olunca küreselleşme karşısında yapılacak şey bu yeni durumdan zarar görmemeleri, tersine yararlanmalarını sağlamaya çalışmaktır” İstihdam Para ve İktisadi Politika (s.201-202)

 

02- 11 Eylül 2001 de meydana gelen dört olay (Dünya Ticaret Merkezi Kuzey Kuleye çarpan uçak, Dünya Ticaret Merkezi Güney kuleye çarpan uçak, Pentagon'a çarptığı iddia edilen uçak, Pensilvanya'da düştüğü iddia edilen uçak) ABD Hükümeti tarafından ABD'de sivilleri ve askerleri hedef alarak yapılmış bir dizi terör saldırısı olarak açıklanmıştır. Toplam 2,974 kişinin öldüğü, 24 kişinin kayıp olduğu listelenmiştir. Saldırı, dünya medyası tarafından "medeniyetler çatışması" olarak yorumlanmıştır. 11 Eylül 2001 saldırılarını gerekçe gösterilerek ABD tarafından önce Afganistan sonra Irak işgal edildi. ABD Terörizmle Savaş Kampanyası başlattı ve bu kampanya ile NATO'nun 5. maddesi işletildi. Saldırılar Usame Bin Ladin'in lideri olduğu El Kaide terör örgütü tarafından planlanıp gerçekleştirilmiştir. Ancak saldırı konusuna şüpheci yaklaşımlar vardır. Bunlardan en çok dikkat çekeni 20'li yaşlarda üç genç tarafından hazırlanan Loose Change isimli videodur. Bu videoda saldırıların Amerikan hükümeti tarafından planlandığı iddia edilmektedir. 

 

03-Önleyici savaş kavramı bir ülkenin tehdit niteliği kazanmadan tüm imkânlarla bu amaca ulaşmasını engellemek şeklinde tanımlanmaktadır. Başta terörizmle savaş gelmek üzere askeri, politik, yasal, dinsel ve özel faaliyetleri kapsar.

 

04-Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) : Ekim 2002'de kurulmuştur. Sovyetler sonrası dönemde bölgedeki güvenlik sisteminin değiştirilmesine yönelik olarak Rusya'nın attığı ilk adımdır. Bu örgüte üye ülkeler; Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan’dır.  Örgütün amacı, Rus askeri güçlerinin dönüşümü kapsamında bölgedeki Rus nüfuzunun tekrar pekiştirilmesinin öngörülmesi şeklindeki kilit unsurun yerine getirilmesi, terörle mücadeleye ve küresel güç anlamında projeksiyonların mümkün kılınmasına öncelik verilmesidir.

 

05-Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) : İlk adıyla Şanghay Forumu / Şanghay Beşlisi şeklinde isimlendirilmiştir. 1996 yılında Çin ve eski SSCB sınırındaki anlaşmazlıkları çözmek üzere kurulduğundan bu yana 10. büyük zirvesini gerçekleştirdi. 26 Nisan 1996 tarihinde Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan liderleri Çin’in bir sanayi şehri olan Şanghay’da yaptıkları ilk zirvede, “Sınır Bölgelerinde Askeri Alanda Güvenliği Güçlendirmeye İlişkin Anlaşma”ya imza attıklarında muhtemelen örgütün kısa bir süre içinde bu noktaya geleceğini ve bu derece ilgi göreceğini tahmin etmiyorlardı. Gerçi anlaşmanın esas amacı, beş ülkenin sınır bölgelerinde barış, istikrar ve güvenliği sağlamak, Asya-Pasifik bölgesinde ve hatta dünyada barış ve güvenliğin korunması ve güçlendirilmesi için yeni bir güvenlik modeli geliştirmek şeklinde belirtilmişti; ama ABD’ye karşı bu denli bir “çatı örgüt” haline geleceğine pek ihtimal verilmiyordu. Hatta, Çin ve Rusya arasındaki mevcut sorunlardan dolayı örgüte uzun bir ömür de biçilmiyordu.

 

06-AGSP  (Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ) : AB üyesi ülkelerin NATO'dan bağımsız olarak kendi ordusunu oluşturma  amacıyla kurulmuştur.

 

07-PNAC : Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, ABD’deki neo-muhfazakarların kümelendiği bir think-tank kuruluşudur. 1997 yılında kurulmuştur. PNAC, dünyada, uzayda ve sanal alemde ABD’nin mutlak askeri ve ekonomik üstünlüğünün devamını savunmaktadır. Diğer ifadeyle Theodore Roosevelt tarafından Pax Americana olarak adlandırılan Amerikan dünya hakimiyetinin savunuculuğunu yapmaktadırlar.ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinde PNAC en büyük destekçi rolünü oynamıştır.

 

08-Büyük Ortadoğu Projesi (Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi): Büyük Ortadoğu Projesi, ABD'nin batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir "islam coğrafyası" dönüşüm stratejisi olup, bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedeflemektedir. ABD’nin 1997'de oluşturduğu 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin (PNAC) bir alt unsurudur.

 

09-BAB (Batı Avrupa Birliği):  1991’de Maastricht’te kabul edilen bir kararla BAB’ın  Avrupa Savunma sistemi olarak yeniden yapılandırılması kararlaştırılmıştır. AB üyesi ülkeler 1997 yılında imzalanan Amsterdam Antlaşması ile daha gelişmiş bir AB-BAB işbirliğinin yanısıra Avrupa Konseyi tarafından onaylanması halinde BAB’ın AB’ye entegre edilmesine karar vermiştir. AB’nin savunma yapısını teşkil ederek NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirmek ve Avrupa’nın savunmasında Avrupalıların rolunü artırmak amacıyla kurulmuştur.

 

10-KEİB (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı- 1992) : Karadeniz’e kıyısı olan devletler arasında; ulaştırma, haberleşme, ekonomik, ticari bilgi alışverişi, madencilik ve ana maddelerin işlenmesi ve turizm konularında işbirliği için kurulmuştur. Merkezi İstanbul’da bulunan ve dışişleri bakanlarından oluşan bir sekreterliğe sahiptir. Eğer üye devletler arasında yeterince işbirliği sağlanabilirse, Karadeniz Havzası’nda bulunan devletler ticari ve ekonomik işbirliği açısından dünyadaki diğer uluslararası kuruluşlara muhtaç olmayacaklardır.

 

11-İç Güvenlik Bakanlığı : ABD'de 11 Eylül saldırıları ardından kurulmuştur. Kıyı güvenliği, mali-stratejik kaynakları ve yapıları koruma, bilim ve teknoloj, sınırlar ve ulaşımın güvenliği gibi görevleri yürütmektedir.

 

12-Europol : Avrupa Polis Ofisi oluşturulması yaklaşımı, ilk kez Haziran 1991 tarihli Lüksemburg Zirvesi’nde gündeme gelmiştir. Bu çerçevede, üye ülkeler arasında başta uluslararası organize suç olmak üzere, terör, uyuşturucu ticareti, vb. ile mücadele amacıyla polisiye alanlarda işbirliği oluşturulmasını sağlayacak yeni bir organ kurulması öngörülmüştür. Bu çerçevede Europol’ün kurulmasına ilişkin konvansiyon, Temmuz 1995’de imzalanarak 1 Ekim 1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir .

 

13-Amsterdam Antlaşması : 29 Mart 1996 tarihinde başlatılan Hükümetlerarası Konferans süreci sonucunda hazırlanan Amsterdam Antlaşması, 16-17 Haziran 1997 tarihli Amsterdam Zirvesi’nde onaylanmış ve 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Amsterdam Antlaşması Europol’e , Üye ülkelerin ulusal yönetimlerince alınan özel önlemlerin koordinasyonu ve uygulanması, Üye ülkelerin organize suç alanında gerçekleştirdikleri araştırmalara yardımcı olmak üzere bu alanda uzmanlık geliştirilmesi, Organize suçla mücadele konusunda uzmanlaşmış savcı ve araştırmacılarla bağlantı kurulması görevleri yüklemiştir.

 

14-Maastricht Antlaşması’nın VI. Bölümü (“Adalet ve İçişleri alanında işbirliği” ya da “üçüncü sütun” olarak adlandırılan bölüm) : “Suça ilişkin konularda güvenlik güçleri ve adalet alanında işbirliği” olarak yeniden adlandırılmış ve hedef; ırkçılık, yabancı düşmanlığı, terörizm, insan ticareti ve çocuklara karşı işlenen suçlar, uyuşturucu ticareti, silah ticareti, hile ve yolsuzluk şeklinde sıralanan alanlarda sorunların önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesi olarak saptanmıştır. Antlaşma kapsamında yer alan bu yeni bölüm, güvenlik güçleri, gümrük ve adalet yetkilileri arasında gerek doğrudan, gerek Avrupa Polis Ofisi (Europol) aracılığıyla daha sıkı işbirliği geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır. Ayrıca gerekli görülen durumlarda üye ülkelerin cezai mevzuatlarının yakınlaştırılması da bu çerçevede mümkün olabilecektir.

5188 sayılı kanun 10.06.2004 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 26.06.2004 tarih ve 25504 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.